gözlerimdeki kaosla bakıyorum dünyaya
karanlıklarıma hapsettiğim katil ruhumla...
dudaklarımdaki yaralara kan bağlamış kelimelerimle haykırıyorum...
ve bir rüyanın bitimine an kala uyanıyorum
yüreğimdeki yağmurlarda yanıyorum..
sessizlik çiğne cesedimi!
zihnimi bin yerinden parçaladığım ulu duvarlarımın önünde...
gözlerimdeki kaosla bakıyorum dünyaya...
terkediyorum gizliden gizliye herşeyliği ve herkesliği...
ben oluyorum...ve ben ölüyorum
ellerimdeki yangınla boğazlıyorum tenimi
bakışlarımdaki ayazla donup kalıyorum bir yerlerde
haykırıyorum durmadan sessizliğe...
duymadan yaşıyorum zaten öylece
görmeden, konuşmadan...
hecelerimdeki hainle uzlaşıyorum
ve...
hecelerimdeki katille tanışıyorum.
bu gece
kendini bilmez umutlarımla
aklî dengesi bozuk dramalar hayatında
tanrıdan sessiz suflelerle oynuyorum...
hayalindeki yalanla ben herşeyim ve hiçbir şeyim..
gel hadi!
çiğne cesedimi!
dudaklarındaki yalanla ben herkesim ve hiçbir kimseyim...
ve bir rüyanın bitimine an kala uyanıyorum
gözlerimde kaos, aynalarda sen olmuşsun.
dudaklarımdan intihar eden kelimeler,
kelimeler sen olmuşsun...
kayıp bir cennet var derinlerimde bir yerlerde
alevler içerisinde kalmış
yaşayan tek bir canlı sen
yalnız
çaresiz
ağlamaklı yüreğinden damlayan kelimelerde asılı kalmış suretinle
giderek kül olmayı bekleyen haykırışların
çıkmıyor...
çıkmak bilmiyor aklımdan.
kayıp bir sen var derinlerimdeki gece karası kıyamette savrulan meltemlerde...
ben nicelerinde yandım o ateşlerin ;
bu değildim
böyle olamam
böyle yaşayamam derken elvedalı kelimelerden bozma bakışlarda...
sense;
bu değildin
böyle olmazdın
öylece arkanı dönüp gidemezdin...
sen;
tutunabilmeyi düşünmedin mi hiç -bir daha asla' demeden evvel
gidiyor musun?...
...
gözlerini bağlamış
dudaklarında sarmaş dolaş kör düğümler
yüzünde bir hüzün bir mutluluk...
peki ya bu suskunluk neden?
...pekala
kapat ışıkları giderken...
kaybolmuş bir hayat var derinlerimde bir yerlerde
alevler içerisinde kalmış
yalnız
çaresiz
kör olmuş ağlamaklı yüreğinden çağıldayan sessizlikde asılı kalmış bir beden
öylece durup küllerinin savruluşunu izleyen..
çıkmıyor...
çıkmak bilmiyor aklımdan.
kayıp bir ben var derinlerimdeki kıyametin gece karası meltemlerinde savrulan...
...
evet ben;
bu değildim
böyle olmazdım
öylece gözlerimi kapatıp gidemezdim sensizliğin uçurum kıyılarına...
evet ben;
beni itmesini beklemezdim boşluklara senin yaralı suskunluklarının...
evet ben;
böyle cesaretli değildim eskiden...
bir adım dahî atabilecek kadar boşluklara...
...
geceleri sen kokuyor artık vanilya...
bilirim!
rüzgarlar dokunur tenine ben yokken yanında.
dağılır vanilya, dağılır beni ararsın geceleri başıboş sokaklarımda..
düşer kokun
ay düşerken sabaha vanilya!
gitme! kal'
yeni bir korku değil bu.
yeniden sensizliği yaşamak değil bunun adı vanilya!..
gitme kal, dokun dudaklarıma!
gitme kal, tenimi kavra´ vanilya!
konuşmasanda sız ince ince ruhuma...
gözyaşlarım sen kokuyor artık vanilya...
korkarım!
avuntulardan bir hayat var ben yokken yanında.
korkarım vanilya!
korkarım, kaybolursun virane sokaklarımda..
yangın olur kokun..
çekerken derinlerime vanilya,
gözlerini kapar ve beni hayal edersen eğer görürsün...
sensizlikten bir mahzen ve içinde ağır yaralı bir ben!
yangın olur kokun..
kavurur çekerken derinlerime, bak!
yüreğim geceleri sen kokuyor artık vanilya...
açılan kapı sesiydi kulaklarımı tekmeleyen!
o an' apar topar pantolonumun sağ cebine sıkıştırılmış bir mektup oldu sensizlik...
cam komidinin sol köşesinden alınmış..
bakarken yüzüme son kere-
dudaklarında tıkanıp kalmış binlerce kelimeydi bensizlik...
sustun, içine attın...
kapanan kapı sesiydi kulaklarını tekmeleyen!
birer ikişer inilen merdivenler ardımdan basamak basamak yok oluyordu sanki
sonra bir an apartmanın girişindeki pervaza vuran yağmura takıldı gözlerim
öylesine darbeler alıyorki.
artık dökülmek üzere...
adım attım,
pervaz yerle yeksan oldu..
yağmurlarsa devam ediyor hâlâ..
sustum.. içime attım...
ceplerimde bir avuç yalnızlık
zihnimde milyonlarca sen ile...
biraz yürüdüm ve arkamı döndüm...
neden hala bakıyorsun!
yürüdüm ve arkamı döndüm...
...
yoktun...
...
sustum..
içime çektim...
...
bende gittim..
sonra bir gün açılan kapı sesiydi bedenimi tekmeleyen!
o an' apar topar yırtılmış bir mektuptu sensizlik...
kelimeleri yarım kalmış...
artık okunaksız bir mektuptum ben.
nemli bir duvarın bir köşesine öylece atılmış...
sustum.
içime çektim bir kez daha..
bakarken yüzüme hüzün-
dağınık saçlarına karışmış yüzündü bensizlik...
sen sustun.. içine attın...
ben sustum.. içime çektim...
gözlerimi kapattım..
açtığımda yoktun...
gözlerimi bir kez daha kapattım...
kapanan kapı sesiydi cesedimi tekmeleyen!...
içime attım...
ben artık yokum...
...
[goodbye dear mrs. cocaine]
[Death - Voice Of The Soul ]
-------------------------------------------------------------------
Fahişe II
asi kokun uzanmış odalar boyunca
her gün biraz daha karanlığa doğru sürgünlerde-
etrafı sarmaşıklarla çevrili bir sen.
yaklaşmaya çalışırken sürekli zamana karışan ben.
henüz gece olmadan gece olan içerilerim
dizeleri sarhoş
dizeleri bi dünya sen...
öyle ki dokunulmaz, ulaşılmaz olmuşsun...
unutma ben-
unutma ben geceyim...
ne kadar uzak olursa olsun gözlerindeki kayıp yıldızlar
aslında sen hep benim derinlerimde bir yerlerdesin...
ne kadar yalan olursa olsun gördüklerim
aslında sen hep benim tek gerçekliğimdin
sen..!
fahişe!
asi kokun uzanmış koridorlar boyunca
sen
fahişe!
acıların kazınmış rutubet bağlamış duvarlara
hergün biraz daha uçurumlara-
hergün biraz daha isimsiz kalmışlar balosuna-
sen
fahişe!
hadi söyle!
ihtirasa yolunmuş dudakların nerede?
yetermi gözyaşların boğulup kurtulmana?
sen fahişe!
hadi yalvar!
tanrı saçlarını koklar belki
tanrı dokunur tenine
tanrı sever
tanrı öper
hadi!
hadi yalvar!
hadi gel!
korkuların olurum belki
en büyük sığınağın..
hadi dön geri!
sen!
fahişe!
belkide affederim seni!
sen!
fahişe!
belkide affedersin beni!
damarlarımdan karışırsın sonra tenime bir gece
hecelerin hazır- bekler dudaklarında-
en sahtekâr fısıltılarınla...
dudaklarımdan karışırsın cesedime
sensiz bir gece..
yakalar ölüm parmak uçlarımdan.
avuçlarımda sen,
bir yumruk olmuş- komalarda
kördüğüm olur boğazım
nefesim kıvranır..
bakışlarım değişir.
zaman akmaz o an'
zaman bekler-
hadi fahişe!
en sahtekâr duygularınla-
dudaklarında yarım kalmış bir kaç hece...
ve parçalanır derinlerinde bir kaç şarapnel parçası..
hadi fahişe!
hadi yalvar!
asi kokun uzanmış odalar boyunca
her gün biraz daha karanlığa doğru sürgünlerde-
etrafı sarmaşıklarla çevrili bir sen.
yaklaşmaya çalışırken sürekli sana karışan ben.
yüzümde damlarken, gözyaşların...
hadi fahişe!
hadi yalvar!
belki tanrı duyar bizi..
çıkar - gelir - gökyüzünden ..
belki uyanır sesine tanrı, affeder bizi...
katran kara bir mühür var içerinde bir yerlerde...
geceden bile daha karanlık..
ve gündüzlerden bile daha ikiyüzlü..
görmüyormusun!
tımarhane parmaklıklarına benziyor gülüşlerin...
sürekli soğuk işlemeyen infaz odalarının kapılarından bir lodos eserken yakalıyorum seni...
alabora olmuş koridorların arasından koşarken, virane tabularına...
görmüyormusun!
daha derinlerinde bir tabure yatıyor öyle çaresizce
ve tavanda asılı bir ip...
hadi? dokun'...
ne kadar güzel saçları var değilmi?
ne kadar da güzel bakışları var...
...
hadi?
dokun'
sonra dola ellerine saçlarını
oradan bakışlarına..
oradan yüreğine..
ve oradan boynuna...
hadi? dokunsana !!
kederini bulaştır ona..
daha derinlerine hapset!
daha derinlerine hapsol
hadi katran kara!
salın yokluğa...
gece düşer gökyüzünden
tenim yorgun
tenim yılgın
kan revan olur yüreğim
biri bin para gözyaşları
akıp giderler öylece
parmaklarımın ucundan
avuclarımdaki sessizliğe
bir kar tanesi yanar düşerken üzerime
aciz bir kağıt parçasıyım ben
tanrı seni karalar!
tanrı seni siler!
bir yağmur tanesi donar düşerken üzerime
sözlerim kanar
sözlerim ağlar
ellerimlerimdeki son yudum ´sen.
boğulursun!
avuclarımdaki sessizlikte
bırak !
dokunma!
kaç benden!
kaybolurdum ben zaten
sen olsanda yanımda'
giderdim sen gitmeden!
sus'
konuşma'
git sadece!
avunurum ben zaten
rüzgarlarla gelen ´kokun yeter!
gün doğar.. gün biter
gün doğar.. gün biter...
ışıklar kapanır, ışıklar söner
sen sönersin..
bir kar tanesi yanar düşerken
kabir sahnelerime...
ben gelirim gizlice
göremezsin ´ duyamazsın
dokunurum yüzüne
hissedemezsin bir kere bile
gün doğar.. gün biter
gece gülümser... gündüzler ağlar
tanrı üzgün
tanrı kırgın
ben seni karalarım
ben seni silerim
gece gülümser... gündüzler ağlar
sen olur kendimi silerim
geceler ağlar.. gündüzler gülümser..
sil sonra camı...
ne gördüğünü söyle.
beni kim sandığını...
sonra öp 'tekrar buğulaşan camı
deli bir aşığını öper gibi öp
sil sonra camı..
hadi, ne düşündüğünü söyle.
kimleri benim yerime koyupta öptüğünü..
aldırma dışarıdaki yağmura..
orada kal sen..
sadece bir gözyaşı ol bedenimde gizlenen
her seferinde daha da içerime ak..
ve yüreğimin nehirlerine karış sessizce
durul sonra kalbimin tıkanmış hücrelerinde
taşabildiğin kadar taş
olabildiğince çabuk ol bir salgın gibi
sonra vur en derinlerime her bir nefeste
durman hata zaten !
taşabildiğin kadar taş...
ve tekrar buğulu bir camın ardından bak kurtulduğunda bana..
sil sonra camı...
ne gördüğünü söyle.
akıp gitse zaman dudaklarında
farkında bile olmasak hiçbir kimsenin ve hiçbir şeyin
umursanmasak...
ve yalan dolan olmasak... gizlenirken gözyaşlarımızın arkasındaki sadakate...
biraz acı ama gerçek
tekerrür etmeye cesaretimiz kalmasa bir daha
tek bir kelime bile konuşmasak
tek bir an bile bakışmasak artık
tek bir satır gülümsemesek birbirimize
terkedilen değil, terkeden olsak ikimizde
kazanan olmasa. hep kaybetsek
ben genede inanırım
zaman tekerrür eder elbet...
atmayı başaramadım teninin kokusunu aklımdan...
öyle bir sinmiş ki yüreğime
ne zaman kazımaya çalışsam kalbimde beraberinde kalkıyor..
yo-hayır..!
içindeki ben'e değil, sen'e kıyamıyorum
yo-hayır..!
bu son değil biliyorum...
hâlâ gözlerimin önünde koşuyor hayalin.
üzerinde kısa siyah bir etek, ince bir bluz
ve gözlerini kapamış kara bir bezle
hâlâ sözlerimin içinde kıvranıyor hayalin...
çıkmıyorsun işte..
çıkartamıyorum..
öyle bir gizlenmişsinki kelimelere,
yüzlerce kez harf harf arasam da genede seni bulamıyorum...
hâlâ damarlarımın içinde dönüp duruyor hayalin..
ve hâlâ kum saatinde kalmış son radde kum tanesi gibisin..
bitti bitiyorsun..
ters çevirsem başa alsam bile ne fayda...
bir daha bulam***i kum tanesi..
hepsi bu-
bitti bitiyorsun..
biliyorum.
hâlâ düşlerimin içinde bir yerlerde ölüyor hayalin..
hepsi bu-
bitti bitiyorsun...
yataktaki bu yabancıda kim?
neden bir fahişeninki kadar kirli akıyor gözyaşların...?
kifayeti kalmamış hıçkırıkların dudakların kanına bulanmış 'neden?
neden bir şairinki kadar küfür dolu cümlelerin ayna karşılarında...
uzun saçların arasında dağılmış makyajın yastıklara..
bakışların geceyi anımsatıyor bana..
yanındaki yalnızlık kim fahişe!?
yatağındaki çaresiz kalmışlık kim...
bulanık fotoğraflar, dağınık ruyâlar
peki ya kim bu yanındaki 'ayrılık sancısı
fahişe'!
neden bir günahkâr kadar yalan kokuyor pişmanlıkların?
inkârların intiharlarını hatırlatıyor bana, yüreğimden..
konuşma , yalvarma daha fazla
ağlama...
fahişe'!
yanındaki yalnızlık kim?
yatağındaki çaresiz kalmışlık...
bakışlarındaki bileği bağlı kayıp düşlerin-
kim? fahişe'!
artık kimsin?..
değişebilirmiydin? isteseydim.
vursaydım yüzüne -anlarmıydın?
dokunmayı kessem tenine ağlarmısın?
sarılmasam -çekmesem kokunu 'sen gibi...
darılırmıydın?
ben her zamanki yağmurların altında
içim sızlarken...
dokunmayı kessem saçlarına... anlarmıydın?
...
yargısız infaz bu...
soyunuyorsun şimdi yalnızlığa...
buz tesiri aşklar adı altında,
bakmasam - uzak dursam...
gidermiydin?
eskide kaldı...
bir daha gelmez o sade gülümsemen..
hadi ama yorma kendini daha fazla
her ne pahasına olursa olsun.. söyleyebilmelisin...
gidiyorum'- diyebilmelisin yüzüme
saklanma böyle her gün gözlerimin önünde...
saklanma sevdiğini sanarken ben...
kandırma kendini...
yargısız infaz bu...
ne diye duruyorsunki daha fazla...
katlanırım elbet-
bakmasanda bana - uzak dursan - dokunmasan...
uzaklaştırsan ellerini artık yüreğimden..
yalnız bıraksan beni soğuk hayalinle...
henüz adını elevermediğim acılar var yüreğimde
seni bulmalarını istemediğim türlü bunalımlar...
ve çoğu gitti azı kaldı diyemeyeceğim kadar çoklar..
tanıyorum seni..
en azından tanıdığımı sandığım kadarıyla konuşuyorum..
dayanamazsın kalbinde gel-gitler yaratan bu sancılara..
kaldıramazsın...
yapamadın ve hiçbir zaman yapamazsın...
henüz...
henüz gittiğini bile söyleyemediğim hatıralar var
sakındığımdan değil..
inanmak istemeyişimden..
haklısın deliyim ben..
her türlü yalana inanıp seni onlardan ayrı tutmak delilik değilde ne?
evet..
en adî bir sır gibi sakladığım...
henüz sîmânı bile anlatmadığım dostlarım var.
rutubet kokan gönlümün zindanlarında müebbete çarptığım...
ve kimselere değişemediğim gözyaşınların var
her ağladığında etrafımı kaplayan onursuz, haysiyetsiz bir mutluluğum var
hiçbir mazeretim yok..
doğruluk payı kimin umurunda?..
seviyorum yaşattığın acıların binde birini sana yaşatıp mutlu olmayı...
seviyorum seni hâlâ
terkederken sapladığın hançeri sevdiğim gibi..
seviyorum seni ve peşinden milyonlarca kez küfrettiren nedensiz gidişlerini..
her öfkemin altında yatan o kahpevârî gülümsemeni...
şşt.. sus!...
henüz hiçbirşey anlatmadığım gecelerim var..
beni kıskanır onlar.
seni duymasınlar..!
görmesin alaturka sokak lambalarım yağmurlu akşamların sabahında...
kendilerine zor yetiyorlar zaten.
incinip-kırılmasınlar..
sana olan sevgimi anladığın gün,
intihar edeceksin yüreğimin en sarp uçurumundan..
zaman tersine akacak.
bu kez sen üzüleceksin.
ve bu kez ben unutacağım...
kollarımda can verdiğini görene kadar umutlarının.
tükeneceksin..
ağlayacaksın...
gözlerinin feri kaçacak..
solup kış olacaksın...
ve birgün karşına çıkacağım..
hiç konuşmasakta bakışsak sadece' diye ümid edeceğim..
saatlerce bıkmadan usanmadan
yağmurlu bir ekim 19 akşamı...
eski bir hatırayı gördüğümü sanacağım.
ve devam edeceğim yürümeye
yorgun kalbimi tutarak yalpa yalpa kirli gecenin içinde...
görmeyeceğim bir daha
ne seni
ne de sensizliği...
tatmayacağım o ıssız duyguyu hiçbir gözyaşının içinde
senden başka sensizliklerle..
dokunacak olsada tenler tenime
ıslansada dudaklarım milyonlarca kere
hiçbiri yerini alamayacak
ve hiçbiri
sen gibi olmayacak...
eşsiz fırtınam...
alabora ettin ruhumun okyanus kayıplarını
yağmalandı...
talan edildi düşlerim...
eşsiz fırtınam...
mutsuz gözyaşım...
akmadın alabildiğince sevgimin çorak topraklarına
tanrı vergisi günahlarıma
alev olmadın ya son bir kere...
kor kaldım ben hep senden sonra geride...
anla... bu son...
sana olan sevgimi anladığın gün intihar edeceksin yüreğimin en sarp uçurumundan
zaman tersine akacak
bu kez sen üzüleceksin.
ve bu kez ben unutacağım...
tükeneceksin..
ağlayacaksın...
gözlerinin feri kaçacak..
solup kış olacaksın...
ve birgün daha karşına çıkmayacağım...
anla...
bu ahir zaman sonumuz oldu...
bu sondu..
bu sondu..
Cantara...
bırak kokusu kalsın dudaklarının
dokunabilecek kadar uzak olsun gözlerin gözlerime
öyle bir süzüp geçebilecek kadar sev beni
fazlasında gözüm olursa namert olsun ismim
bana bir lahza bile yetersin
sus
ileri gitmesin kelimelerin daha fazla
zorlama yüreğimi...
sana buz olmaktan değil.
git artık demenden korkarım..
sus... birşey söyleme
içimdeki hüzün mevsimine bak sadece
bir bir dökülen düşlerimin arasında ne aradığını söyle..
Cantara'm.
sonbahar gecem.
bırak tadı dudaklarımda kalsın bakışlarının
özleyebilecek kadar yakın ol yüreğime
derin derin içine çekebilecek kadar kadar sev beni
kendimden geçirebilecek kadar dolaş damarlarımda
meyh olsun, yığılsın yerlere bedenim
sonra sen gel bir sabah ruhuma..
gitme...
bırak kokusu dağılsın beyaz teninin
Cantara'm.
sonbahar gecem.
dokunabilecek kadar uzak olsun gözlerin gözlerime
veda ederken son defa sana...
öyle bir gelip geçebilecek kadar sev beni...
dead can dance - cantara =)
-----------------------------------------------------------------------------------
ağlarmı tanrı bir insanı kaybettiğinde...
ağlarmı tanrı bir insanı kaybettiğinde
üzülür mü
kırılırmı içten içe..
yitirirmi kendine olan inancını
bir insan yitirdiğinde
canı yanar mı
hisseder mi tanrı gözyaşlarının açtığı yaraları
severmi hiç bir meleği körükörüne
aşık olurmu
güvenirmi
ve kaybedermi oyunu en güzel yerinde
karşılık beklemeden yanarmı yarattığı cehenneminde
ve soğurmu tanrı
bir insan soğursa bakışlardan
geceye sığınırmı
korkarmı
çırpınırmı
ve yerli yersiz çıldırırmı
kim olduğunu unuturmu bazen tanrı
kendi ruhu varsayıp yardım edermi...
yoksa karanlığa mı iterdi...
tükenmeye göz yumarak yaşamak...
ahh... yenilirmi tanrı
bir insan yenildiğinde
yağmurlarına sarılıp koşarmı yüreğinin derinliklerinde
koşarmı durmaksızın uçurum kıyılarına
görürmü o anda gözlerindeki boşluğu
atlarmı. tek bir kelime etmeden...
oda birşeyleri terketmeyi istermi hiç...
oda terkedermi hayatı...
bir insan terkettiğinde...
hayır!
istemiyorum!
sussun bütün kelimeler sen konuştuğunda
bakmasın hiçbir kimse 'gün ışığı vurduğunda gülüşlerine
yansın alev alev bütün sevişmeler ' hayalleri sen süslediğinde...
hayır!
istemiyorum!
anlamasın seni hiç bir yürek
hep bir yara olarak kal sevgi görmemiş yüzlerde
hep bir hüzün ol onlara. sonradan bahşedilen kalplerine inat...
Tanrılar bile kıskansın yere göğe sığmayan güzelliğini..
oyunlar oynasınlar seni benden koparabilmek için,
biri bin düzen hikayeler uydursunlar..
kansınlar kendi yalanlarına en az biz kadar...
hayır!
istemiyorum!
doğmasın güneş sen ağladığında...
fırtınalar kopsun..yağmurlar yağsın...
alemler kahrolsun gözlerimizin önünde asılırsa bir kere bile yüzün...
hayır!
istemiyorum!
susma sakın!
kime ne olursa olsun umrumda değil..
dayanamam ben sessizliğine...
kaybolurum bu eski kentin yalnız gecelerinde
bulamazsın bir daha,
dönemem geriye...
hayır. istemiyorum...
kopmasın gözlerin gözlerimden...
istersen yalnızlığın ihtirasında boğulsun yüreğim.
ama genede yanımda olduğunu bileyim..
hayır!
istemiyorum...
gitme!
kanayan ellerimden kopup gittiğin karanlık nerede
kokusu geliyor saçlarının
yakınsın, çok yakın...
biliyorum.
hala odamdasın
belkide
her geçen gün daha da yaklaşıyorsun bana..
belkide
beyaz duvarlarımdan bir köşede izliyorsun..
beni..
çıldırışlarımı..
haykırışlarımı...
ve yalvarışlarımı...
misantropik eğilimlerde sanki gözyaşlarım
sado-mazoşist bir mahvoluşun eşiğinde...
bedenim titriyor soğuk- beyaz betonlarda...
gözlerim yanıyor o bakmaya kıyamadığın...
ahh..
kalbim
sancıyor...
sensizlik korkusu ve sanrılar eşiğinde
gene...
kin karası yüreğimle...
kıyamadığım tek şey belkide...
kaybolan aklımın içindeki sen sorgusu...
ahh..
bitiyorum akıp giden zamana meydan okuyamadan..
yalnız başıma...
ahh...
sonbahar fırtınam çal git düşlerimi bir gece
ve bir daha dönme...
sonbahar fırtınam yak git tüm hislerimi bir gece
ve bir daha
dönme...
biliyorum.
yakınsın,
çok yakın...
kokusu geliyor saçlarının
hala odamdasın
belkide
her geçen gün daha da yaklaşan beyaz duvarlarımdan bir köşede izliyorsun..
beni..
ve...
bu bi çare çıldırışlarımı...
-----------------------------------------------------------------------------------
So Silent...
tükendiğini hissedebilirmi insan?
daha fazla kaybettiğini ve daha fazla yorulduğunu
hissedebilirmi gözyaşlarının açtığı yaraları
ve intiharlarla boyanmış bakışlarını
yitirdiğini hissedebilirmi insan?
ruhunun bir köşesini aklının bir köşesine takas edebilme ihtimalini göz ardı edebilirmi.
düşünme yetisini kaybettiğini hissedebilirmi
bu karanlık gece gelirken üzerine
ölü bir hayale örtülmüş gazete parçaları gibi
kapatırmı gece tüm hataları...
ölüme sebebiyetten yargılanırmıyım o zaman bende onun gibi
yatarmıyım ruhumun zindanlarında
hiç kurtulamamacasına.
çabalamadan. öylece.
göremeden tek bir gün ışığı, alışırmı gözbebeklerim karanlığa
hiç kurtulamamacasına...
unuttuğunu hissedebilirmi insan?
gelmişini geçmişini küfürlü cümleler harcamadan
zamanın,gündüzün,gecenin,m
utluluğun ve acının resmini unutabilirmi?...
tükenmişliğe dair hiç kurtulamamacasına azad olabilirmi ruhunun yosun tutmuş rutubetli duvarlarından.
yıkıntılar arasında gezebilirmi kurşun yeme korkusu olmadan yüreğinin en orta yerine tekrardan...
ismini fısıldasa ne olur, yalvarışları duyulmazken
bulunurmu böyle kaybolmuş bir hayat...
yitirildiğini hissedebilirmi insan ozaman?
hiç geri dönmemecesine tatmin edebilirmi düşlerini gizliden gizliye
ağlamadan ama yorgunlukların arasında koşarak tükendiğini hissedebilirmi insan?
sesini hiç duyuramamacasına haykırabilirmi?
umutsuz boşluklarına....
anlam verilememiş nefsi müdafaalar ışığı altında
ne acı yitirirken yitirildiğini hissetmek...
kaybolurken kendi içinde aslında hiç varolamadığını görmek
ne acı ölüme sebebiyetten yargılanmak
aşk-ı idam mahkemelerinde
gün aşırı bu yorgun bedenle...
devrilmeseydi zaman üstümüze
belkide bu kadar yorgun olmazdık geçmişin izlerinde
bu kadar çabuk pes etmezdik yalnızlıklarımızda
ve korkak olmazdık bu kadar
oynamasaydı bizimle sahte gülüşler...
dokunsan ağlardım geceleri
gündüzleri sorma.
onlar zaten saklıyorlar beni
doğru, yüzümdeki soğuk ifade değişmiyor belki
ama içimdeki kaya parçası da kırılmıyor işte
her geçen gün
her geçen an
intihar ediyor eskik kalmış kelimelerim dilimin ucundan...
oysa mest elalem..
tapınacak acı değil bu!
atamıyorum...
hep bir yarım kalmışlık var üzerimde
gitmiyor bakışlarımı kaçırsamda başka yönlere
kurtulamıyorum.
göğsümdeki bu ağrıdan.
ve aklımın kayıp köşelerinde sen odaları
her birinde satırlarca hüzün
ve her seferinde kayıp gittiğini görmek gözlerimin önünden...
mutluluk oyunları oynayacak zaman değil bu..
atamıyorum soğuyan ellerimi resimlerindeki sahte sadakatinden
atamıyorum
dökülen saçlarımı çökmüş omuzlarımdan
kurtulamıyorum..
hadi gel..
gözlerim kapalı.
sol kolumdaki morluktan gir ruhuma..
hadi gel!
bir duvarın bir köşesinde´ dokun soğuk tenime'
adres sorma bana söyleyemem
gideceğim yer sensizlikten uzak olamaz...
neden deme bana.. anlatamam
mecalim kalsada ağlamaya...
hadi oyalanma daha fazla...
gir ruhuma..
neden diye sorma bana hâlâ...
sol kolumdaki ince morluktan....
-----------------------------------------------------------------------------------
Güneş Yok Bu Sabah...
bu sabah boynu bükük kaldı bahçemdeki ayçiçeklerimin
güneş yok bu sabah..
umut yok.
ve geceden kalma bir şarkı dolanır oldu dilime
aklımda türlü sorular ve yüreğimde savaş sahnelerini andıran şarapnel kazıntılı yaralar var
düşlerimse depremler geçirmiş, yıkılmak üzere gün sayıyor..
evet, beklentiler yok bu sabah..
o her zaman içimde doğan anlamsız mutluluk yok.
ve milyonlarca galon yağmur yağmış her santimetre-kareme
milyonlarca,
milyarlarca hüzün saplanmış ben uyurken sessizce bedenime
içimdeki kent virane, ıslak...
bu sabah boynu bükük kaldı bahçemdeki ayçiçeklerimin
tenim yanında olmasına rağmen kalbim ayrılıyor senden
artık mutlu oluşların bana yetmiyor. onlar olmadan da yapabilirim belki-
artık seviyorum deyişlerin bana yetmiyor...
sen olmadanda yapabilirim- belki -
...
-----------------------------------------------------------------------------------
Paranoid...
nedensiz küfürler gibi gelir bazı küçük selamlaşmalar
tutuklu, suskun, küskün bir gözyaşı kadar büyük görünür göze
çok gelir...
ağırlaşır ten. yoksun kalır bir an şu arsız mutluluktan
gülümsemeler sahteleşir
yerini kimsesiz kalmış, tatminsiz bir ifade kalır.
asılsız yalanlar gibi gelir bazı küçük selamlaşmalar
külliyen kuru iftiralar gibi çarpıtıcıdır el sıkışmalar
dudaklarında eski bir dudak izinden geriye kalanlar kadar hüzünlüdür...
kimi sevgi dolu itiraflar...
iki kelimenin içinde barınan milyonlarca satır yalandan başka birşey değildir aslında.
her´neye çabalıyorsan boşunadır.
bilirsin işte, soğuk bir gece gelir nasılsa kapılarına öylece
rüyadır. uykundan eder. sonra kabus olur sana düşünceler.
uyutur seni.
tıpkı ters tepmiş bilindik bir hikaye gibi... şaşırtır..
şekersiz keyif kahvesi gibidir işte.
bilirsin..bazı küçük bakışlar..
-----------------------------------------------------------------------------------
Evvel zaman
elit kesim fukara dikim sevgilerimiz vardı evvel zaman içinden..
mutluyduk..
ve daha çocuktuk...
kurt adamların geleceğine inanacak yaşı çok olmuştu geçeli.
ancak çocuktuk işte..
çocukluktuk...
daha tanımadan, bilmeden tam 12den vurulacak kadar çocuk...
sonra yaralı - kırık dökük edebiyatlarımız vardı
kültürü boş yazılar yazardık yüreklerimize...
satır sonlarında üç noktası bitmeyen belli belirsiz yazılar...
küçük bir gülümsemeyle başlarlardı her seferinde...
isim sormayla gelişir
ve bir hoşçakalla sonuca varan çürük yazılar...
nerden bilebilirdikki biz sevmeyi , güvenmeyi , körkütük bağlanmayı
henüz sadece çocuktuk...
7 sinden 77 sine büyüklü küçüklü çocukluk oyunlarımız vardı birbirimize
henüz sadece dosttuk
el ele tutuşup yürümeyi bile beceremezdik evvel zaman içinde
gözlerimizin içine bakıp herşeyi konuşacak cesaretimizse hiç bir zaman olmamıştı zaten...
ne bir bardak soğuk su keserdi yangınlarımızı nede karla karışık hüzün taneli yağmurlar
anlam bakımından saçma ama türüne göre aşk dolu kelimeler kurardık anca..
doğrusuda bu ya...
en içten sahtelikler...
e nerden bilebilirdikki kötü olmayı , peşi sıra yedi düvelden yalanlar okumayı
biz sadece çocuktuk...
kabullenişlerimiz olmazdı tabikide birbirimizi
iki kırık misket misali kaybolmuştuk öylece kum havuzlarımızda bir yerlerde
ve gülebildiğimizi sanarken ağlayabilen en sıradan insanlar arasındaydık ama..
ilerde çok ilerde torun torbaya anlatılabilecek uzun süreli çocukluklarımız ve hep o ara sokaklarımızda kayboluşlarımız vardı
kimselere görünlemeden zor görünen basit oyunlarla avunmalarımız...
şimdi ise çok değiştik... zaman çok değişti
elit kesim fukara dikim sevgilerimizin yerini defolu fabrika yapım aşklar
saklambaç oynayışlarımızın yerini ise yalandan sevişmeler aldı...
sırtımızdaki tatminkarlık gömleğine ise iki adet kol düğmesi ilişir oldu ...
solda hüzün, sağda ise çaresizlik...
boynumuzdaki yuların adı çoktaan değişti` bağlılık oldu...
doğru, zaman çok değişti...
evet, belkide çocukluğumu özledim ...
çocuk olup avunabilmeyi ...
yalansız dolansız kanmayı...
çıkarsız oyunar oynamayı...
küçük bir çikolatayla mutlu olmayı özledim...
dilediğim gibi çamura toza toprağa batıp çıkmayı ve sonra hiçbirşey olmamış gibi eve dönmeyi özledim...
o meşhur evvel zamanlardaki masallara geri dönmeyi özledim...
ben olan beni özledim...
sen olan seni...
-----------------------------------------------------------------------------------
Be Kadın..
eh be kadın...
anla artık...
ben seni değil gülüşündeki sonbaharını sevmiştim
hep o sonradan gelen matem kokusunu
ve yüzündeki bir parça ayrılık korkusunu
tedirgin-yılgın bir ifade...
ve şimdi sen yoksun be kadın
adın yok, kokun yok, korkun yok.
ama ben gene sevmeye devam ediyorum seni-
yok be kadın, endişelenme hemen
seni değil dudaklarımda bıraktığın ayrılığın tadını seviyorum
yüzüme kazıdığın hüznü´
gülüşlerimdeki sahteliği´
sevişlerime bıraktığın terkedişleri seviyorum...
geceleri bana arkadaş olan kalp ağrılarımı...
duy be kadın...
anla artık...
ben seni değil gülüşündeki sonbaharını sevmiştim
hep o sonradan gelen matem kokusunu...
neden ellerin kış kadar soğuk?
ben kışı severdim bilmiyormusun?
şimdi ise bakmaya bile korkarken
sen öylece durmuş yüreğime dokunuyorsun
soğumam Caroline'...
o kadar kolay değil beni senden koparmak
o kadar kolay değil
senle dolu olan ruhumu acıdan unutmak
ve
eğer tek parça gücüm kalmış olsaydı Caroline'
bir dakika düşünmez yakardım seni
sönmesine göz yummazdım sevginin
yakardım tek kalem gözyaşı dökmeden
ve yanardım o an mühürlü dudaklarındaki zehri tadıp
sonsuz olurdum, sır olurdum
kaybolurdum bir daha gelmemecesine
rüyalarına
eğerki son bir kez daha ulaşabilseydim solgun bakışlarına...
hiç varolmamayı dilerdim.
hiç görmemeyi ve bilmemeyi.
hiç inanmamayı.
ve aldanmamayı sana...
sorsaydın bana hayat, değişebilirdim,
yürüyebilir ve koşabilirdim düşlerime.
inanırdım birgün geleceklerine.
sorsaydın keşke, sevebilirdim seni.
belkide...
gözlerimi her kapatışımda gülebilirdim gizlice,
bulanık tonlarda hayallerden kurtulup,
yeni bir yol çizebilirdim kendime.
sevgili umut çizgilerimle...
dokunabilirdim o zaman gökyüzüne.
gözlerimi her kapatışımda sevinebilirdim delice,
sessiz, kimsesiz olsam bile...
kendime dünyalar varedip, oynayabilirdim öylece
ve beklemezdim ölümü böyle ürkekçe...
sorsaydın bana hayat, keşke...
hiç varolmamayı dilerdim.
hiç görmemeyi ve bilmemeyi.
hiç inanmamayı.
ve aldanmamayı
sana...
tükenmezdim böyle bir köşelerde acizce
kaybolmazdım o zaman bu derin yüreğimde
ve belkide aramaya çıkmazdım seni hiçbir zaman
hayat..
kayıp giderken sen, ellerimden...
kapatmazdım gözlerimi son bir defa sorsaydın eğer.
veda etmezdim sana böyle terkedercesine
sevgili umut çizgilerimle...
hiç kaybetmemeyi dilerdim,
duysaydın beni eğer - hayat.
son bir öfke daha tatmak ruhtan
son bir dakikaya sığdırmak yaşamı
ve son bir kez daha girmek günaha
sessiz mutluluklar kerhanesinin kapılarında
gözyaşlarından daha keskin olamaz hiçbirşey
son bir yudum daha, hüzün kokulu dudaklarından hayatın...
ve kaybolmak o an`a
sonsuzluğa varırmışçasına
ve son bir kez daha girmek günaha
sessiz mutluluklar kerhanesinin odalarında
hatırlamak, hatırlatmak
benliğinden vazgeçmemek bir daha
ilmik ilmik örülmüş karamsarlıklara
tutunmak yada düşmek bir daha
şehvetle,tutkuyla kirlenmiş umutların rutubetli duvarlarında
aramak bazen hüznü
koynuna girmeden mutlulukların...
son bir kez daha girmek günaha
ölü mutluluklar kerhanesinin yatağında
görmek, görebilmek
kurtulmayı ümid`etmek çıkmazlıklarda
susmak,haykırmak
öyle ki içten zincirlerle bağlanmak kadere ve hayata
mutluluklar kerhanesinin gece düşlü duygularında
son bir kez daha girmek günaha
sessiz mutlulukların,
nicelerini görmüş bakışlarında...
----------------------------------------------------------------------------------
ah sen. Tanrı ! (kibir)
ah sen. Tanrı !
ne yücedirki gururun varettiğinden beri
karadır yüzün.
güneşin kadardı oysa tek bir gülüşün..
ne bu evrendeydin sen ki bu düş'ün
ah sen. Tanrı !
nefretinden bir yaş ver bana
sel olup aksın bu arsız gülüşüm
varettiğin güneylerde mi arasam ruhumu
asalara mı sorsam yoksa bu katil haçlara mı
ah sen. Tanrı !
yaradan dedirttin ki ismine daha niceleri vardı
senden sonrasını bilmem ama senden önce bin asırdır bir kırgın vardı
ah sen. Tanrı ! kutsal olan!
gözyaşlarından okyanuslar varettin, nefesinden kasırgalar
nefretin sorgulanmazki bu cehennem senin eserin
ah sen. Tanrı ! büyük olan!
bir sen vardınki bu geceleri kıyamette yaradan
ama bir ben vardım tek bir kibirimle seni yaradan...
ve bir gece hüzmesine sordum seni
aya sor dedi, sordum
kendini gör dedi, gördüm..
ah ben kibir!
tapınmadım tek bir satır kadar..
kimin ki bu ruhun bedenime ismi yazılmış, bak.
iblislerin içinde hapsolmuşum.
beni bu alemden kurtar!...
(kibir)
----------------------------------------------------------------------------------
Evet..Aldattım dün gece seni...
acı bir tat vardı dün gece dudaklarımda
eksikliğini hisseder gibiydim soğuk odalarımda
duvarlarıma sarıldım gizlice,sensiz geçen ilk gecemde
kapatmıştım tüm kapıları haykırışlar duyulmasın diye
evet.aldattım dün gece seni - hiç aklıma bile getirmeden
bir anda buluverdim kendimi ılık hayallerde
üşüyen bedenimi sarmanı isterdim oysaki
evet..yalnızlıkla seviştim sensiz geçen ilk gecemde
gözyaşlarıyla karanlık odamın duvarları arasında
aldattım dün gece seni - hiç aklıma bile getirmeden,umarsızca
kapılar vardı belkide aramızda - görebilirdin beni
açmanı isterdim hayallerimize duvar olmuş tüm kapıları
yakalamanı isterdim beni yalnızlıkla aynı yatakta
ama yapmadın-açamadın hiçbir kapıyı bile
bütün sanki anahtarlar sende değilmiş gibi
evet..aldattım dün gece seni - zaten ilk değildi
şimdi başka bir yalnızlıktan başka bir çocuğum var
adını "düş" koyduk - bana yitirilmiş düşler kadar uzak olsun diye
evet..bir kere bile endişelenmeden aldattım dün gecede seni
fakat pişman değilim,tıpkı her hayalde olduğu gibi...
----------------------------------------------------------------------------------
alevlerine mi sarılırsın korkarken ilahlarından...
hayatada yalan söyledin sonunda
aydınlığını yakalayamadan sonsuz boşluklarda
yolunu gösteren kahinin nerelerde
bu kin güden kara yüreğinde
korkularını bakışlarının altında saklayan
o kutsal fırtınan nerelerde
alevlerine mi sarılırsın korkarken ilahlarından
ruhunu kutsayan kahin nerelerde
hızla devrilen umutların sancılarında
belki sisli bir mezarlığın koynunda
geceyemi sarılmak ister ürkek kimsesizliğin
yoksa
ışığa mı sarılırsın korkarken ilahlarından
bakışlarına tapan kahinin nerelerde
----------------------------------------------------------------------------------
ve gene yok oldum,yok olmak için gelirken hayata...
kokusu geliyor uzaklardan yalnızlığın,soğuk ve ıssız diyarlardan
gömülüyorum kendi varlığıma,her seferinde beni irdeleyen kirli sancılara
sürekli yürüyorum düşlerimin emrinde,çamurlara batıyor tırnaklarım
ölmeyi bile beceremiyorum,rüzgarlardan sızlayan enkazlar altında
hücrelerim sızlıyor hoyrat bakışlı insanların arasında
durmadan sömürüyor varlığımı,yok yere bir hayat uğruna
ağlamak bile çare etmiyor bu acımasız umutlara
sevmeyi bile beceremiyorum,başkalarının yalnızlığında kendimi araken
sarılacak eller,dokunacak gözler var sürekli düşlerde
uğruna yazılacak isimlerde var belkide..bu neye yarar ki
silinmiş yaşam izlerini ararken,kaybolduğum kara derinliklerde..neye yarar
hissetmeyi bile beceremiyorum,yalan yüzlerin arasında
pusulasız bırakıldığım ormanlarda yosun tutmuş kaderim
haykırsam varlığımın farkına varan çıkarmı acaba..
var mıdır benden başkalarıda çaresiz bu hayatta..
ve gene kayboldum,gözlerime min çekmiş oyunlar arasında
ve gene yok oldum,yok olmak için gelirken hayata...
...
--------------------------------------------------------------
Sonraki başlık Önceki başlık
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız