MetalTurkey

    Giriş or Kayıt Ol
::  Ana Sayfa  ::  Dosyalar  ::  Hesabınız  ::  Forumlar  ::
 
 
MetalTurkey Menü
· Ana Sayfa
· FORUM
· HABER YAZ
· Davetiye Yolla
· Haber Arşivi
· Hesabınız
· İletişim
· Özel Mesaj
· Üye Listesi
Siteye Girmek İçin
Üyelik açılmıştır.Sitemiz yanlızca Death,Black ve Thrash metal üzerinedir gothic, rock ve nu metal yoktur.
GİRİŞ İÇİN TIKLA
Kimler Online?
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Üye Adı
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: Overlogcu
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 525

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 27
Üye: 0
Toplam: 27

MetalTurkey :: Başlık görüntüleniyor - OKÜLTİZM
SSS :: Arama :: Üye Listesi :: Kullanıcı Grupları
Profil :: Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın :: Giriş


Sonraki başlık
Önceki başlık
Başlığa cevap gönder  MetalTurkey Forum Ana Sayfa » Okültizm
Yazar Mesaj
Golge
ModeratöR


Kayıt: Mar 03, 2008
Mesajlar: 40
Konum: istanbul

MesajTarih: 05.03.2008 10:45 Alıntıyla Cevap Gönder

Okültizm, köken olarak "occultus" yani gizli sözcüğünden gelmektedir. Türkçe"deki karşılığı Gizli Bilimler"dir. Gizli Bilimler terimi ile anlaşılması gereken, bugünkü pozitif ve deneysel bilimlerin dışında kalan, yüzyıllardır varolan ve insanı metafizik yönüyle algılayıp, doğadaki ve insandaki fizik ötesi yönleri kullanan uygulamalardır. Bunların içine Astroloji, Simya, Büyü, Fal, Kehanet ve diğerleri girer.

Hepimizin içinde, gizli ilimler diye adlandırdığımız bu okült bilgileri öğrenmeye, sırlarını keşfetmeye karşı dayanılmaz bir merak vardır. Hatta birçok kişi bu bilgileri günlük yaşamına uygulamak istemektedir. Bu talepten ötürü de, bu bilgileri verebileceğini ya da kullandırabileceğini iddia eden birçok şarlatan türemiştir.

Okültizmle uğraşan kişi baştan bazı prensipleri kabul etmek zorundadır. Bunlar ruhun varlığı, Tanrı"nın varlığı gibi prensiplerdir. Okült uygulamalar, bilmeyen biri için bir anlam ifade etmeyeceği gibi, az bilen için de büyük tehlike göstermektedir. Bu yüzden okült uygulamalar bir üstat önderliğinde olmak zorundadır ve bu uygulamalar konuyu az bilen ya da bilgiyi iyi yönde kullanması gerektiği yönünde eğitim almamış bir kişi içinse büyük bir silah olabilir. Bu nedenle okültizm ezoteriktir, yani ancak belli bir eğitimden geçerek o bilgileri almaya hak kazanmış olan kişilere verilebilir ve bu bilginin aktarımı da özel bir dille ve sembollerle olur. Sembollerle verilmesinin bir başka sebebi ise kişinin kendi seviyesine göre bilgiyi edinmesi, kaldırabileceği kadar bilgiye sahip olması içindir. Bu semboller ve benzetmeler de ezoterik öğretinin yoluna girmemiş olanlar tarafından anlaşılmadığı gibi bazen de yanlış anlamalara elverişlidir. Okültizmle uğraşmak isteyen kişi önce kendi içini temiz tutmalı ve bu bilgiyi almaya hak kazandığını göstermelidir.

Okültist, evreni ve insanı inceler. Bunları oluşturan unsurları ve yasaları tesbit etmeye çalışır. Yola çıkış noktası kendisidir. İnceler, düşünür, uygular ve senteze varır. Okültizm, pek çok uzmanlık konusunu bilmeyi gerektirir. Araştırdığı konuların, örneğin astroloji, maji yani büyü, simya gibi hepsini araştırır ve üzerinde çalışır. Ancak, bir okültist adayına bilgiler, ön bilgiler ve zorlu testlerden sonra anlatılır.

Geçmiş zamanların büyük düşünürleri, fikirlerini mükemmelleştirmek için, dünyada doğmuş büyük uygarlıklardan ve özellikle de Eski Mısır gizemlerinden yararlanmışlardır. Bu antik çağ uygarlıklarında bilim, başlıca iki ana kısma ayrılırdı :
1-Fiillere dayanan maddi kısım,
2-Prensiplere dayanan fikri kısım.

Bu ikisi arasında birinden diğerine geçiş niteliğinde sayılan kısımda kanunlara dayanırdı. Bu uygarlıklardaki düşünce sisteminde, her bilimin bir fizik, bir metafizik ve bir de matematik kısmı vardı ve bu üç unsura sahip olan bilim gerçek bilimdi. Batı dünyasının Orta Çağ gizemciliği boyunca süregelmiş ağır tempolu zihinsel gelişimi, çözümü, her problemi bu üç cepheden inceleyen eski sentezlere başvurmakta buldu.

On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda bir kısım bilim merkezleri ve okullar çalışmaların fizik tarafına yöneldiler. Çünkü bu yol onlara göre daha kullanışlı ve daha az yorucuydu. Böylece, insanlığa ait bilimlerin kollarında ayrılıklar baş gösterdi. Zamanla, gerçek çalışmaların ve yüksek bilgilerin tümü, Okült Bilimler adı altında karanlığa itildi. Okült Bilimler, müspet yani pozitif olarak adlandırılan tüm bilimlerin gerçek prensiplerini ve bütün felsefesini kendinde saklamaktadır ve pozitif bilim denen ve gerçek bilimin sadece kırıntıları olan bilim zaman gelecek kendini bütünleme ihtiyacı duyacak ve o zaman çareyi okült ve ezoterik bilimlerde aramak zorunda kalacaktır.

Resmi öğretinin yanı sıra daima bir gizli öğreti de nesilden nesile inisiye topluluklar tarafından birbirlerine aktarıldı. Mabetlerin en gizli bölümlerinde saklı tutulan bu sentez bilim Okültizm, gerçeklerini kendi bünyesinde bulunduruyor ve prensipleri saklamaya yarayan işaretler ve hiyerogliflerle ifade ediliyordu. Okültizm, müspet bilimlerin yerini alıcı değil, tamamlayıcıdır. Büyük sayıda fenomenin teori ve pratiğine sahiptir. Kabala uygulamaları, maji, simya ve astroloji bu çalışmaların başlıcalarıdır.

Okült çalışmalarda eski geleneklerin öğrenilmesi ve öğretilmesi esastır. Bu gelenek ve bilgiler başlıca üç esasa dayanmaktadır. Bunlar; Tek Tanrı fikri, Tekrardoğuş ve Tekamüldür.

Bu esaslar üzerine inşa edilmiş inceleme ve araştırma konuları şöyle sıralanabilir :
Ölüm ötesinde ve berisinde ne vardır?
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Bu dünyadaki hayat tarzımız ne olmalıdır?
Bunun için makul bir ölçü varmıdır?
Kendi kendimizi ıslah edebilirmiyiz?
Doğa kuvvetlerinden yararlanmayı nasıl başarırız?
Ölüm ötesi alemlerin yasaları nelerdir?

Okültizm bu soruların en doğru ve en kesin cevaplarını verdiğini asla iddia etmez. Bu bir çalışma aracıdır, bir vasıtadır ve eğer hoca öğrencilerine mutlak gerçeği yakaladıklarını söylüyorsa, bu sadece kibir mahsulü boş bir aldatmacadır. Okültizm, genelde içimizde doğan bazı soruların çözümünü gösterir.Elde edilen sonuçlar, daima yoğun ve derinlemesine bir deney ve gözlemin sonucu olmalıdır ve bunların mutlak gerçeğin ta kendisi olduğu hiçbir zaman iddia edilmemelidir. Bu aşamada, okültizmi iki aşamada ele alabiliriz;
Geleneklerin temelini oluşturan değişmez kısım ve Okültistin, tamamen kendi özel araştırma ve yorumlarına dayanan kişisel kısım.

Değişmez kısmı da üç ana noktada inceleyebiliriz;
1-Evrenin tüm planlarında mevcut fiilin esası olan Üçlü Birlik Kanunu� nun varlığı
2-Görünen ve görünmeyen evrenin tüm kısımlarını birbirine sıkıca bağlayan ilişkilerin varlığı
3-Görünür alemin ikiz kopyası olan ve varlığın başlıca temelini teşkil eden görünmez alemin varlığı. Bu kısımda, evrende mevcut görünmez varlıklar, doğadaki ve insandaki okült güçler ve astral alem ile ilgili ezoterik bilgiler ele alınmaktadır.

Okültizmin üç ana esası ise şöyledir;
1-Tanrı ilkeler koymuştur.
2-Doğadaki tüm olaylar, bu İlahi İlkeler dahilinde meydana gelir.
3-İnsan doğadaki olaylarla İlahi İlkeler arasındaki orantıları yani sayıları tanımaya çalışarak yasaları araştırır.

OKÜLTİZMDE MİKROKOZMOS YA DA İNSAN

İnsanın nasıl bir varlık olduğu, onu meydana getiren unsurların neler olduğu tüm okültist ekollerin yani kabalistlerin, hermetistlerin, teozofların, spiritlerin, manyetizörlerin ve diğerlerinin başlıca araştırma alanlarını oluşturmuştur. Çağlar boyunca tüm gerçek inisiyatik öğrenim merkezleri bu konuyu çok yönlü olarak incelemişler ve Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki yukarıdakine benzer ana prensibinden hareketle, benzetmeler yoluyla, insan vasıtasıyla doğayı ve Tanrı"yı, doğa vasıtasıyla insanı ve Tanrı"yı anlamaya ve kavramaya çalışmışlardır.

Okültistlere göre insan varlığı üç temel unsurdan meydana gelmiştir :
FİZİK BEDEN : Her şeye katlanıcı bir yapıdadır.
ASTRAL BEDEN : Bedendeki her şeyi canlandırır ve hareket ettirir. İki kutbu vardır.
RUH : Tüm varlığı yönetir.

Astral bedene okült terminolojide, yoğrulabilir, istenen şekle sokulabilir ve aracı olma özelliklerinden dolayı plastik aracı denir. Bu plastik aracı çift kutupludur. Bundan ötürü, ruh varlığını hesaba katmaksızın, insanda üç organik prensip görmekteyiz : Katlanan yani taşıyıcı, maruz kalıcı, canlandıran ve hareket ettiren. Bunlar sırasıyla fizik beden, astral beden ve psişik bedendir. Üçü de idare edici ve şuurlu bir prensip tarafından biraraya getirilmiş ve aynı hizmete koşulmuşlardır. O şuurlu prensip de, ruhtur yani ruh varlığı, organik üçlemeyi bir ünite halinde biraraya getirir. Bu, okültizmde üç unsurun birlik oluşturması yani Trinite esasına iyi bir örnektir. Ezoterik öğretinin değişmez temelini bu üç prensip doktrini oluşturur.

Fizik beden, bedenlenmiş insan varlığını meydana getiren tüm elemanları taşır ve etki merkezi karındadır.
Astral beden, bedenlenmiş insan varlığını meydana getiren tüm elemanları canlandırır ve etki merkezi göğüstedir. İnsan varlığını beden olarak meydana getiren değişik yapıdaki unsurları biraraya getirip bir bütün halinde tutan prensiptir.
Psişik beden, ruh varlığına bağlı olanlar hariç, bedenlenmiş insan varlığını meydana getiren tüm elemanları harekete geçirir ve etki merkezi başın arka-alt kısmıdır.

Ruh varlığı, bu üç prensibi de bünyesinde birleştirir, sentez yapar, zeka ile aydınlatılmış olarak ve İlahi İrade Kanunları"nden yararlanarak tüm organizmayı yönetir. Ruhun destek noktası maddi beyinin içindedir. Ruh varlığı bedenin ne içinde ne de dışındadır. O fizik bedeni aracı vasıtaları kullanarak endüksiyon yoluyla yönetmektedir.

Eski devirlerde yaşamış inisiyeler, insanın yapısını meydana getiren unsurları biraraya getirerek Sfenks sembolü ile ifade etmişlerdir. Bu ifade insanı meydana getiren unsurların yanı sıra, aynı zamanda dünya ortamında tezahür etmekte olan başlıca mizaçlarını da anlatır. Eskiler, insanları mizaçlarına göre üç sınıfa ayırırlar.

Çalışma Adamı : Bu tamamen bedensel faaliyete yönelik insan tipidir. Yaşamını, vücudunu ağır işlere koşarak kazanan kişiler bu bölümde ele alınabilir. Sfenks"deki sığır, bunun sembolüdür. Bu ayrıca, bir insanın fiziksel güçlerini de temsil etmektedir.

Cesaret Adamı : Bu, cesur, mücadeleci ve kavgacı insan tipidir. Didişken tabiatlı ve mücadelenin her türlüsüne eğilimli olan, bunu seven mizaçta insanlar kastedilir. Sfenks"deki aslan, bunun sembolüdür. Bu, aynı zamanda insanın duygusal yapısını, moral güçlerini de temsil eder.

Zihin Adamı :Bu, düşünen, hayal kuran insan tipidir. İmajinasyon melekesini kullanan sanatçılar, düşünürler, bilim adamları bu bölüme girerler. Sfenks"deki kartal, bunun sembolüdür. Bu sembol, aynı zamanda bir insandaki zihin gücünü de temsil etmektedir.

O devrin inisiyelerinin bu üç unsuru birer hayvanla ifade etmeleri boşuna değildir. Çünkü bunlar bedene ilişkin özelliklerdir ve kontrol edilmeye, insanın ilahi özü tarafından yönetilmeye muhtaçtırlar. Bunlar bizde yaşamakta olan üç hayvan olarak ele alınmaktadır. İnsan dünya yaşamı boyunca bunları yönetebilecek, kontrol edebilecek kadar gelişirse, Sfenks sembolünde var olan o insan başı ya da melek ile temsil edilmiş ruh varlığı bu üç hayvanı, bu üç unsuru o denli yönetebiliyor, kontrol edebiliyor demektir. Bu, o kişinin gelişiminin bir ölçüsü ve aynı zamanda nefsin kontrolü demektir. Bedensel, duygusal ve zihinsel faaliyete olabildiğince hakimiyet, bunların çalışmasına olabildiğince şuurluluk kazandırmak hedeflenir. Bu, kendini tanıma çalışmasıdır. Fiziksel, duygusal ve zihinsel hayatımız ne denli şuurlandırılırsa, ruh varlığı ya da ilahi öz de bu beden üzerinde o denli etkili demektir ki bu, yüksek tesirleri alabilmek, olup biteni daha seyyal açılardan sezip kavrayabilmek bakımından inisiyatik çalışmalarda aranan başlıca prensiptir.

Sfenks aynı zamanda insan hayatının dört safhasını da temsil eder; çocukluk, gençlik, olgunluk, ihtiyarlık. Bedensel faaliyete, cesarete ve atılganlığa, zihinsel faaliyete ve bu üçünün sentezine yönelindiği dönemleri sembolize eder.

ASTRAL PLAN VE RUHSAL YÖNETİCİLER


Okült çalışmalar yapan kişiler, incelemelerinin ilk safhalarını geçirdikten sonra; Tanrı"yı, evreni ve insanı tanımada sezgisel veya ilhamlara dayalı bir bilgi edinme tarzının gerekliliğini kavramışlardır. Bu nedenle, inisiyasyonlarda en önemli aşamalardan biri öğrencinin astral alem ya da aracı alemle olan irtibatının artırılmasıdır. Tek Tanrı fikri, tekamül ve tekrar doğuş ilkeleri üzerine kurulu bu öğreti sistemlerinin kökü Mu uygarlığına kadar uzanmaktadır.

Eski inisiyasyonlarda özellikle Mısır"da astral planda şuurlu tecrübeler yapabilme seviyesine ulaşmayan öğrencinin ezoterik öğretinin ruhuna eremeyeceği çok iyi bilindiğinden, durugörü, duruişiti ya da transa girebilme yeteneği bulunmayan kişiler, inisiyasyona kabul edilmezlerdi. Çünkü görünen alemin, görünmez alemin bir tezahürü olduğu ilkesinden hareketle, inisiyasyonda belli bir oruç süresi geçirildikten sonraki aşama, astral seyahat yapabilmeyi gerektiriyordu.

Sonraki çağlarda, yapılan okült araştırmalar, kişileri ister istemez maji yani büyü biliminin eşiğine getirmiştir. Astral alemin yasalarını kavrayan ve bunları şuurlu biçimde yönlendirebilme yöntemlerini bilen majisyen, fizik planda meydana getirmek istediği etkinin türüne göre iki kısımda ele alınabilir; ak ve kara majisyen. Okült yeteneklerini insanlığın tekamülüne hizmet amacıyla inisiyatik bir terbiye içerisinde iyi yolda kullanmış kişilere ak majisyen denebilir. Öte yandan egoist tatminler peşinde bu uygulamaları yapanlar da kara majisyen olarak nitelendirilebilir.

Okültistler, yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki de yukarıdakine benzer prensibinden hareketle evreni de bir insan gibi kabul ederler ve onu da fizik plan, astral plan ve ruhsal plan olarak üç ana kısımda ele alırlar.

Astral planın rolü nedir? Bir örnek verecek olursak; bir aşçı düşünelim. Değişik, farklı, sıradan olmayan bir yemek yapmak istiyor ve her tür malzemeye sahip. Yapacağı yemeği önce zihninde planlıyor yani imaje ediyor. Geriye bu düşünceyi eyleme dökmek kalıyor, bunun içinde ellerini kullanması gerekiyor. Elleri burada aracı rolündedir. Ellerini kullanamayacak durumdaysa bu düşüncesini gerçekleştirmesi mümkün değildir. Buradan yola çıkarak, oluşmuş fikri, fizik planda tezahür ettirecek bir aracıya ihtiyaç duyulduğu kesindir. Yemeği yaptığı anda, imajinasyonunu kullanarak meydana getirdiği formu fizik planda tezahür ettirdi demektir. Yemek yenir ve biter ama tekrar tekrar yapılabilir çünkü artık nasıl ve nelerden yapıldığı, şekil verildiği öğrenilmiştir. İşte yemek yapılırken kullanılan ana malzemeleri astral plan maddesine benzetebiliriz yani şuurlu bir varlık tarafından fizik planda bir form meydana getirmek amacıyla oluşturulmuş bir klişe. Ruhsal İdareciler, alemlerin, gezegenlerin Rableri, örnekte gördüğümüz aşçı misali, Ruhsal planlarda oluşturdukları fikirleri, imajları fizik planda tezahür ettirmek için önce astral plana etki ederler ve bir kalıp meydana gelir. Bu kalıp İlahi İrade Yasaları uyarınca fizik maddeye etki edecek ve eserin oluşması sonucunu doğuracaktır.

Okültistler, yaratmaya yönelik bir fikrin ilahi planda oluştuğunu, bunu takiben aynen fotoğraf negatifi gibi, bir astral klişenin meydana geldiğini, bunun da maddeye etki ederek ona şekil verdiğini, hal verdiğini belirtirler.

OKÜLTİZMİN DENEYSEL ÇALIŞMALARI
Eski çağlarda, çeşitli inisiyatik merkezlerde sürdürülmüş olan okült bilimin uygulamalı çalışmaları, başlıca dört ana bölümde incelenebilir.

- Elemanter yani unsuri güçlerin ve varlıkların incelenmesi ve kullanılması alşimi yani simya
- Astral güçlerin incelenmesi ve kullanılması yani maji
- İnsandaki okült güçlerin incelenmesi ve kullanılması yani psişürji
- İlahi güçlerin ve ilişkilerinin incelenmesi yani teürji.

Bu dört ana bölüm, kendi içinde özel bazı bölümlere ayrılır. Okült bilimin deneysel yönleri günümüzde farklı adlarla da olsa uygulanmaktadır. Metapsişik, spiritizm, manyetizm ve çeşitli medyumluk türleri bu çalışmalara örnek verilebilir.

PSİŞÜRJİ
Psişürji, bedensiz varlıkların görünür hale gelmeleri ve bunların mikrokozmos üzerindeki etkilerini etüt etmektir. Bu gözle görünür hale gelme çalışmaları, astral imajlar ya da elemanter varlıkları kullanmak suretiyle gerçekleştirilirdi. Medyum, ilk adımda özel bir çalışma ile yarı-şuurlu somnambülizm haline getirilir yani, organizmasının geri kalanı ile bağlantısını tam olarak kesmeksizin, gözlerini astral aleme açardı. Daha sonra bir bedensiz varlıkla irtibat kurar ve o varlığın bilgi aktarmasına aracılık ederdi. Bu durumda, tezahür eden bedensiz varlık, astral seyyale ile sarılırdı. Eskiler buna, küçük bir hava bedeni ile sarılmak derlerdi. Görünür hale gelmesini ve materyalize olmasını sağlayan bu seyyale idi.

Bunun diğer bir yöntemi de, eğitilmiş bir süjenin BEN�ini, davet edilen varlık ile yer değiştirmekti. Okültizm, astral plan varlıklarının insanlarla iletişim kurduklarını ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulduğunu, zaman zaman bu varlıkların insanları kullandıklarını daima öğretmiştir. Astral imajların varlığı günümüzde, psikometrinin bulunuşuyla, deneysel olarak yeniden su yüzüne çıkmıştır.

Eşyaların tema etmeksizin yer değiştirmesi, ölmüş kişilerin belirmesi, materyalizasyon veya enkarnasyon, telepsişik ve telepati olaylarının hemen tümü, psişürji olayları içinde yer alır.

Günümüzde, eski devirlerin ak majisinden, giderek bozula bozula kara majiye dönüşmüş ve en sonunda büyücülük diye vasıflandırılan bazı çalışmalara bolca rastlanır. Kuvvetli bir büyücü, okültizmin eski tecrübelerinin kırıntılarını hala muhafaza eden, manyetik, psişik ve astral seyyaleleri kullanan bir kişidir.

Bir okültist ile bir büyücü daima birbirine karıştırılsa da büyücü hiçbir zaman yaptığı işin prensiplerini çözmeye çalışmaz. O sadece bir uygulayıcıdır, hazır formülleri uygular, formüller üzerinde kafa yormaz, nereden geldiğine, nasıl bulunduğuna bakmaz. Büyücü ile okültisti karşılaştıracak olursak, büyücü işçiye, okültist ise mühendise benzetilebilir. İşçi, atölyede öğrenmiş olduğu kurallar çerçevesinde önündeki parçayı meydana getirir ama bunun boyutlarının ve formunun, matematiksel hesaplarının meydana gelişinde bir bilgi sahibi değildir. Mühendis ise, işçiye rehberlik edecek olan kuralları hazırlar. Bir büyücü de okült fenomenleri mekanik bir şekilde oluştururken, okültist, bunların oluş sebeplerini ve kuramlarını bilir. Bu konuda gerçek bir usta olmak, çok ciddi ve verici, tamamen esnek ve açık bir zihinle ve hiçbir bencilce tatmin peşinde koşmaksızın yapılacak, sabırlı ve uzun süren araştırma, inceleme ve denemeler sonucunda elde edilebilecek bir haldir.

Genel kural olarak tüm operasyonlardaki yönetici prensip insanın iradesidir. Etkide bulunma vasıtası, kullanılan araç ise, doğal veya insani astral seyyaledir. Amaç, genellikle fizik vasatta bir değişiklik meydana getirmektir.

Seremoniler, dini merasimler yani ritüeller, semboller ve tüm diğer zorluklar, insan iradesinin talimi ve terbiyesi konusundaki en basit yöntemleri oluştururlar. Bedensel sağlık, gıdalar, vejetaryenlik, oruç, canlısal sağlık yani solunum ritmi, psişik sağlık yani duyumların ruhsallaştırılması ve güzel kokular, hep astral bedenin idmanı içindir. Buna karşılık bir kılıç, kupa, asa, yere çizilen bir daire, birtakım tılsımlar ve özel bazı sözler ise, doğadaki astrale ve onda mevcut varlıklara etki etmek içindir.

Maji çalışmalarındaki amaç, şuurlu olarak ve medyum kullanmadan, günümüz modern spiritualistlerinin celselerde elde ettikleri fenomenleri elde etmekti.

Okült konularda tecrübe yapmak isteyenlerin bilmesi gereken ilkeleri, 19.yüzyılda yaşamış olan okültist Eliphas Levi yirmi iki ana madde halinde sıralamıştır .

ALŞİMİ (SİMYA)
Alşimiyi genellikle çok yüzeysel bir tanımıyla biliriz. Derler ki: "Alşimi, değersiz madenleri kıymetli madenler haline dönüştürme sanatıdır." Örneğin kurşunun altın haline getirilmesidir. Aslında bu konu bu kadar basit değildir, tüm bunların inisiyatik bir anlamı vardır ve alşimistler de bu yüzden bilimin inisiyatik anlamını kavrayanlar ve bu şuura varamamış olanlar şeklinde iki gruba ayrılırlar.

Efsaneye göre Çinliler bu sanatı M.Ö.4500 yıllarından beri uyguluyorlardı. Taoizme mensup olanlar, M.Ö.500 yıllarında alşimi ile uğraşmışlar, filozof taşını ve uzun yaşam iksirini aramışlardır. Bu arayıştaki sebep, bedenli hayatlarındaki en yüksek tekamül seviyesine ulaşabilmek için ömürlerini uzatmaktı.

Alşiminin yaygın olan tanımı altın yapma sanatıdır. Bu tanıma göre, alşimist yani simyager de altın yapan kişidir, zengin olmaya çalışan biridir. Aslında bu tamamen yanlış bir tanımdır, çünkü gerçek alşimistlerin madenleri dönüştürmek için yaptıkları deneysel çalışmalardaki amaç, bilim uğrunadır ve sistemlerine maddi bir kanıtı da ilave edebilmek içindir, zengin olmak için değil.

Alşimi, genel olarak okült bir sanatın tüm karakterlerine sahiptir. Gizlidir, bazı inisiyelere aittir ve genele açıklanmaz, gelenek vasıtasıyla sözlü veya yazılı olarak intikal eder, üstat tarafından öğrencisine aktarılır.Alşimist yeni bir şey bulacak değildir, o sadece bir sırrı yeniden keşfedecektir.

ŞİROMANSİ (EL FALI)
Şiromansi, el çizgilerine bakarak ve bunları yorumlayarak kehanette bulunma sanatı olarak tanımlanabilir. Özellikle çingeneler tarafından uygulanagelmiştir.

Okültistlere göre vücudumuzdaki çizgiler, pek çoklarının iddia ettiği gibi günlük uğraşılarımızın sonucunda ortaya çıkmamıştır. En az kullanılan sol elde daha çok çizgi vardır ve yeni doğmuş çocuklar da ki henüz uğraşı edinmemişlerdir avuç içlerinde pek çok çizgiye sahiptirler. Şiromansi sol elin avuç içi incelenerek gerçekleştirilir. Ayrıca, şiroloji ya da şironyomoni sanatı kullanılarak, elin hatlarına ve şekline bakarak kişinin karakterini anlamak söz konusudur.

SEMBOLİZM


Sembolizmin başlangıcı çok eski çağlara uzanmaktadır. Birtakım kavramların başkalarınca da anlaşılabilir olmalarını sağlamak amacıyla kelimeler, işaretler, sayılar, jestler, yazılar, bazı hareketler ve özel ritüeller bu amaçla kullanılmışlardır. Sembollerde ifade edilmek istenen kavramlar, her ferdin realitesine göre bir anlama sahiptir, bu yüzden de her devirde her fert için geçerlidir.

Semboller bilimi, değişik realite planları arasındaki, görünmez alemle görünür alem arasındaki benzeşime dayanmaktadır. Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki de yukarıdakine benzer. Dolayısıyla beş duyumuzla algılayabildiklerimizin tümü, aslında görünmez alemin bir sembolüdür. Bir işareti, resmi, tiyatro oyununu, şiiri, edebi eseri, halk masalını herkes kendine göre yorumlar ve bir anlam çıkarır. Kutsal kitaplar da baştan aşağı sembolizm ile doludur.

Semboller, varlıkların realitelerine göre üç dereceli bir anlama sahiptirler. Bu üç seviye; vakalar, yasalar ve ilkelerdir. Bir inisiyenin semboller vasıtasıyla ifade de bulunması bu üç seviyeyi kapsar ve başlıca üç yöntem kullanılır bu yöntemler; inisiyenin herkesçe anlaşılabilir kelimelerle ifade de bulunması, hitap ettiği zümreye göre değişik işaretler kullanması ve geometrik şekiller kullanmasıdır.

ASTROLOJİ


Okült bilimin en önemli dallarından biri astrolojidir ve yıldızları birer varlık olarak ele alıp, onların fizik, fizyolojik ve psişik olarak incelenmesiyle ve bunların insan üzerindeki etkilerinin araştırılmasıyla uğraşır. Astroloji eski kehanet bilimlerinden birisidir ve verilerinin günümüzde tamamen kayıp durumda bulunduğu söylenmektedir. İyi bir astrolog bilgilerini sadece horoskopa yani yıldız haritasına göre dökerek bundan çıkan sonuçları sıralayan biri değil, aynı zamanda medyumsal yetenekleri olan birisi olmalıdır. Yani, önündeki horoskopu bir konsantrasyon aracı yaparak zaman ve mekanın ötesine geçebilecek, dolayısıyla geçmişte olanların gerçek yüzünü ve gelecekte olacakları algılayabilecek, ayrıca icaplara göre de bunu uygun bir şekilde aktarabilme gücünde, bilge bir kişi olmalıdır. Son gerçek astrolog olarak Nostradamus kabul edilmektedir.

TAROT


Tarot kartları, iskambil kartlarını andırmakla birlikte, sembolik resimlerle dolu olan ve kehanette bulunmak için kullanılan bir kart destesidir. 78 karttan oluşan tarot destesinde 56 kart küçük sırlar 22 kart da büyük sırlar bölümünü oluştururlar. Tarot ile geleceğin görülebilmesinin mekanizması, bazı araştırmacılar tarafından bu kartların sembolik yapısının şuuraltına doğrudan hitap ettiği ve süper şuurdan şuuraltına gelmiş olan bilgilerin serbest bir kanal bulmalarına neden olduğu şeklinde açıklanır. Tarot sembolleri üzerinde meditasyon yapılmasının nedeni de budur. Okültisler yaptıkları uygulamalar sonucunda tarot kartları ile yapılan meditasyon çalışmalarının ruhsal yetenekleri geliştirdiği sonucuna varmışlardır.

Tarotta başarılı olmanın yolu, imajinasyon yeteneğinin geliştirilmesinden geçer. Bu amaçla yapılacak imajinasyon ve konsantrasyon çalışmaları sezgilerin artmasına neden olur. Durugörü medyumluğu da bu aşamada oluşmaya başlar. Tarot kartlarıyla çalışmak yalnızca kartların anlamlarını ezberlemiş olmakla gerçekleşemez. Bunun yanısıra hassasiyeti olan, imajinasyonu, sezgileri, konsantrasyonu kuvvetli ve üstelik durugörü yeteneği ortaya çıkmış bir kişinin bu çalışmadan alacağı sonuçlar çok farklı olacaktır. Araştırmacılara göre, çok eski bilgileri içeren tarot kartlarının yüksek titreşimli bir enerjisi vardır.

Tarot destesini oluşturan 78 kartın standart boyları yoktur. Renkli ya da siyah beyaz olanları vardır. Uzmanlara göre, her tarot bakıcısı kendi destesini kendisi yapmalıdır. Çünkü bu sayede deste ile onu hazırlayan arasında manyetik bir bağ oluşacaktır.

KAYNAK:
Okültizm / Ege Meta Yayınları

*Alıntıdır
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Başlığa cevap gönder

Sonraki başlık
Önceki başlık
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB 2.0.23 © 2008 phpBB Group
Forums ©
:: siyah :: duman6 :: Metalturkey.com ::Blackmetal.tk ::
:: Website engine code is © copyright by PHP-Nuke. PHP-Nuke is a free software released under the GNU/GPL. PHP-Nuke theme by www.nukemods.com ::